Bugün Yaşar Kemal’in ölüm yıldönümü. Onun eserlerinde Anadolu’nun sesi, türkülerin ezgisi ve destanların coşkusu satır aralarında yaşamaya devam ediyor.
Tarık Özyıldırım
“Gençliğimin sekiz dokuz yılı folklor derlemeleriyle geçti. Derleme kolay bir iş değildi. Daktilom da yoktu o zamanlar, o yüzden el yazılarımı temize çekemiyordum. Salt sarı defterleri bir sandıkta üst üste yığıyordum.”
Edebiyatımıza romanlarıyla damga vuran Yaşar Kemal, çocukluk ve gençliğinin ilk yıllarını halk derlemeleriyle geçirir. Edebiyata henüz 8-9 yaşlarındayken destanlarla, türkülerle, ağıtlarla merhaba der. Küçük yaşta halk anlatılarına ilgi duymasındaki en büyük etken, evlerinde Evdale Zeynike, Karacaoğlan ve Dadaloğlu’nun sesinin yükselmesiydi. Evleri, dengbejlerin ve halk ozanlarının uğrak yeriydi.
Yaşar Kemal, köylerine gelen halk ozanlarını dikkatle dinler, hatta onlarla kimi zaman atışırdı. Bu durum köye gelen Aşık Ali ve Aşık Rahmi’nin de dikkatini çekmişti. Halk ozanları, henüz 8-9 yaşlarında olan Yaşar Kemal’i geleceğin Karacaoğlan’ı olarak görür. Yaşadığı Kadirli’nin Hemite Köyü ve çevre köylerinde adı “Âşık Kemal”e çıkar.
Yaktığı ağıtları ve söylediği türküleri unuttuğunu fark eden Yaşar Kemal, bu eksikliği gidermek için kendi köyüne bir saat uzaklıktaki Burhanlı Köyü’ne gider ve üç ayda okuma yazmayı söker.
Derleme dönemi…
Yaşar Kemal, 1939-1951 yılları arasında türkü söyleyip ağıt yakmaktan derleme dönemine geçer. Toroslar’da dağ taş demeden gezilmedik yer bırakmayan Yaşar Kemal, gittiği her köyde Köroğlu’ndan hikâyeler anlatarak halkın ilgisini çeker. Ardından köylüye dönerek “Hadi, şimdi sıra sizde” der; ağıtlar, türküler ve destanlar toplamaya başlar.
Bu derlemeler ilk olarak Abidin Dino ve Arif Dino kardeşlerin dikkatini çeker. Abidin Dino, bu genç için Milliyet gazetesine şunları yazar:
“Gözümün önünde bir deri, bir kemik köylü delikanlının biri çıkacak. Adı Kemal Sadık Göğceli. Hemite köyünden gelmedir. Dağ bayır dinlemez, köyünden, dağ köylerinden, obalardan, ovalardan, kasabalardan iki de bir kopup gelir Adana’ya çöker önümüze, ağıtlar, türküler, destanlar serer buruşuk sarı kağıtlar üstüne yazılmış.”
Abidin Dino, Yaşar Kemal’in bitip tükenmeyen bu çabası için ona “Türkülerin Müfettişi” adını takar.
1943’te Halkevlerinin katkısıyla Yaşar Kemal’in derlemeleri “Ağıtlar I” adıyla yayımlanır. Ancak halkla içli dışlı olması nedeniyle yönetenler tarafından mimlenir; evi baskın yerine döner. Evdeki derlemelerin yer aldığı sarı defterler yakılıp yok edilir. Yaşar Kemal bu süreci şöyle anlatır:
“Her seferinde bu defterler polis kazasına uğruyordu. Yalvar yakar kimse gözünün yaşına bakmıyordu. Yapmayın etmeyin bunlar ulusal kültürün bir parçası… Kim anlar, kim dinler…”
Üzerindeki baskıları azaltmak için 21 Ekim 1944’te Halkevi bir vesika yayımlar:
“Adana Halkevleri tarafından verilen bir vesikadır. Halkevimiz elemanlarından olup bu kere folklor derlemesine memur edilen Kemal Sadık Göğceli’ye kaza, nahiye ve köylerde lazım gelen kolaylığın gösterilmesini saygılarımla rica ederim. Adana Halkevi Reisi Eczacı Hasan Basri Arsoy.”
Yaşar Kemal’in romanlarında da, hikâyelerinde de, röportajlarında da uçsuz bucaksız halk kültürünün; destanlarının ve ağıtlarının izlerine her an rastlamak mümkündür. Onun yarattığı her roman kahramanı, bir destandan ya da bir ağıttan çıkmış gibidir. Çünkü Yaşar Kemal bilir ki halkı anlatmanın en güzel yolu yine halkın kendisidir.
KAYNAKÇA: https://www.evrensel.net/haber/5972679/turkulerin-mufettisi-yasar-kemal
28 Şubat/17.24
1 Yorum
[…] Kardeş Haber: https://objektif.site/2026/02/28/halkin-sesini-romanlarina-tasiyan-usta-yasar-kemal/ […]