Nisan 20, 2026
Kültür Ve Sanat

Eksikliğini Hissettiğimiz Mesafe: Tanıtım Değil, Tanıklık

Şair ve yazar Sennur Sezer’in kaleme aldığı röportaj ve portre yazıları, Hakan Güngör’ün hazırladığı çalışma ile Kor Kitap etiketiyle “Yazıp Altına İmza Attıklarım” adı altında yayımlandı. Güngör, Sezer’in metinlerini “Tanıtım yapmıyor, tanıklık yapıyor” sözleriyle tanımlayarak, bu yazıların yalnızca bir dönemi anlatmakla kalmadığını, aynı zamanda o döneme doğrudan tanıklık ettiğini vurguluyor.

Gözde Tüzer Korkmaz

“Edebiyata cinayetlerle girdim” diyen Leyla Erbil, 12 Eylül sonrası atmosferin edebiyata etkilerini anlatan Erdal Öz, kadın yazarların görünmez kılınmasına dikkat çeken Ayla Kutlu, kültürel yozlaşmanın siyasal bir tehlikeye dönüştüğünü vurgulayan Mina Urgan… “Kişisel reklam” olmadan yazarların görünürlük sorunu yaşadığını belirten Nezihe Meriç ve toplumcu gerçekçi bir yazar olarak karşılaştığı zorlukları aktaran Bekir Yıldız

Şair, yazar ve gazeteci Sennur Sezer’in 1990’lı yıllarda kaleme aldığı röportaj ve portre yazıları, Hakan Güngör’ün hazırladığı çalışma ile Kor Kitap etiketiyle “Yazıp Altına İmza Attıklarım” adı altında kitaplaştı. Toplam 36 yazıdan oluşan kitapta, Sezer’in kendisini anlattığı bir otoportre ile eşi Adnan Özyalçıner’le gerçekleştirdiği bir söyleşi de yer alıyor.

Kitap üzerine konuştuğumuz Güngör, Sezer’in yazılarını şu sözlerle tanımlıyor: “Tanıtım yapmıyor, tanıklık yapıyor. Anlattığı ismi sadece konuşturmuyor; onun ruh halini, varsa kırgınlığını, dönemiyle kurduğu bağı ya da gerilimi aktarıyor. Bugün eksikliğini hissettiğimiz bir mesafe bu.”

“Bir göz atayım derken sonuna kadar sürüklendim”

Güngör, kitabın ortaya çıkış sürecini anlatırken “Evrensel’in İnadı ve Direnci” için gazetenin ilk yıllarını araştırdığını söylüyor. Arşiv tararken karşısına çıkan Sezer imzalı röportaj ve portre yazılarının hızını kestiğini belirtiyor:

“Bir göz atayım derken her yazının sonuna kadar sürüklendim. Bu anlamda arşiv çalışmalarımı epey aksattığını söyleyebilirim” diyor. Yazıların güncelliğini ve etkileyiciliğini fark edince hepsini fotoğraflayıp yeniden incelediğini anlatıyor. 30 yıllık gazete kupürlerinde kalmaması gereken bir gazetecilik örneği gördüğünü ifade eden Güngör, kitabın fikrini Kor Kitap Yayın Yönetmeni Onur Öztürk’e açtığını, onun “yapalım” cevabı ve Adnan Özyalçıner’in onayıyla sürecin başladığını aktarıyor.

“Sennur Abla’ya dipnotlarla eşlik etmeye çalıştım”

1995-1997 yılları arasındaki yazıları seçerken her metni kitaba almamayı tercih ettiğini söyleyen Güngör, Sezer’in sesinin en net duyulduğu yazıları dahil ettiğini belirtiyor. Ardından yazılarda geçen detayların izini sürmüş; sözü edilen kitapların, beklentilerin ve imaların akıbetini araştırmış.

Sezer’in yazılarında isim vermediği bir iftirayı, yıllar sonra başka bir metindeki ipuçlarıyla birleştirip dipnotta açıklaması buna örnek. “Sennur Abla’ya dipnotlarla küçük küçük eşlik etmeye çalıştım” diyor.

Sezer’i anlatmanın zor olduğunu vurgulayan Güngör, onu “iyi bir gözlemci” olarak tanımlıyor. “Severim, pek iyidir” türü ifadelerden kaçındığını, bir bakıştan, bir cümleden ya da bir tereddütten karakter çıkardığını söylüyor. Ona göre Sezer çok iyi bir okur ve sorularını bir “katalog”dan değil, edebiyat tarihinin içinden kuruyor.

Edebiyatın içinden açılan kapılar

Kitapta yer alan yazılar yalnızca yeni çıkan kitaplara dair değil. Sezer, edebiyat dünyasının kapılarını aralarken yazarların dünyaya ve siyasete bakışını da görünür kılıyor.

Leyla Erbil’in edebiyatını hangi koşullarda kurduğunu anlamanın, okurun bakışını değiştirdiğini söyleyen Güngör, iyi röportajı “bakış açısı değiştirme sanatı” olarak tanımlıyor.

“Alın size siyasi tarih”

Kitap aynı zamanda Türkiye’nin yakın siyasi tarihine de ayna tutuyor. 12 Eylül’ün uzun vadeli etkilerinin yazılarda açıkça görüldüğünü belirten Güngör, toplumcu gerçekçi edebiyatın geri plana itilişine dikkat çekiyor.

Bekir Yıldız’a “Türkiye değişti, sen de değiş” denmesini, edebiyatın yön değiştirmesine yönelik bir baskı olarak yorumluyor. Nezihe Meriç’in düşük satışlar karşısında “İnsan öyle mahcup oluyor ki” sözünü hatırlatarak, aslında mahcup olması gerekenin yazarlar değil, kültürel iklim olduğunu ifade ediyor.

Kitapta adı geçen isimlerin neredeyse tamamının sansür, dava, işkence ya da yoksulluk gibi doğrudan baskılarla karşılaştığını söyleyen Güngör, “Alın size siyasi tarih” diyor.

Arşivden doğan projeler

Güngör’e göre Evrensel arşivi başlı başına derin bir hafıza. Gazetenin yalnızca gelişme aktaran değil, anlama ve değiştirme iradesi olan bir yayın olduğunu belirtiyor.

Kitabın devamının gelip gelmeyeceği sorusuna ise açık kapı bırakıyor: Arşivden doğabilecek yeni çalışmaların mümkün olduğunu, hatta bu kitaptan hareketle yazılmış bir belgesel fikrinin de zamanını beklediğini söylüyor.

KAYNAKÇA: https://www.evrensel.net/haber/5972828/eksikligini-hissettigimiz-mesafe-tanitim-yapmiyor-taniklik-yapiyor

1 Mart/12.16

 

Related posts

Geçmişten Günümüze Boğaziçi: Kaybolan Mimari Miras

sıla tank

Türkan Şoray’dan Yıllar Sonra Dikkat Çeken Açıklama: “Bugün Olsa O Cesareti Gösteremem”

sıla tank

Brahms’ın Ein deutsches Requiem’i CSO Ada Ankara sahnesinde

sıla tank

1 Yorum

Yorum Yapabilirsiniz

Bu web sitesi deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanmaktadır. Bunu kabul ettiğinizi varsayıyoruz, ancak isterseniz çerez kullanımını reddedebilirsiniz. Kabul Et Devamını Oku

Privacy & Cookies Policy