12.8 C
Uşak
Nisan 21, 2026
Sağlık

Düşüncelerle Yalnız Kalmak Neden Zorlaştı?

Günlük yaşantımızı neredeyse hiç ara vermeden meşgul eden müzik, podcast ve benzeri işitsel yayınlar, kişilerin kendi düşünceleriyle yalnız kalma pratiğini köreltiyor. Uzmanlar, bu durumun zihnin dinlenme sürecine mani olabileceğini ve ilerleyen dönemlerde odaklanma ile bağımlılık gibi tehlikelere yol açabileceğini ifade ediyor.

ABD’nin Portland şehrinde bulunan Franklin Lisesi’nde, eğitim gününün başında öğrencilerin cep telefonlarını özel kılıflara koyarak kilitlemeleri kuralı uygulanıyor. Ne var ki, kulaklık ve AirPods tarzı aletler bu kılıflara sığdırılamıyor.

Washington Post gazetesinde yayınlanan habere göre; 17 yaşındaki 11. sınıf öğrencisi Easton Atlansky, teneffüslerde kulaklık kullanımının yaygın olduğunu gözlemlediğini dile getirerek, “Aslında AirPods ve benzeri cihazların kullanımı yasak, ancak bilhassa saçlarının altında saklayabildikleri için öğrenciler bunları yoğun bir şekilde kullanmaya devam ediyor” şeklinde konuştu.

Sözlerine devam eden Atlansky, “Bana kalırsa bu durumun bir nedeni de teknolojinin içine doğmuş olmamız. Bilhassa pandemi dönemiyle birlikte TikTok ve YouTube üzerinden aralıksız bir şekilde uyarılmaya fazlasıyla alıştık. İplerin kendi elimizde olduğuna ve dilediğimiz an bu alışkanlığı terk edebileceğimize inanmak hoşumuza gidiyor; fakat nihayetinde insanız ve bu vaziyet beynimizin kimyasını belirli bir düzeyde farklılaştırıyor” ifadelerini kullandı.

Ekranların kişiyi bağımlı kılan yapısı ve ekran karşısında geçirilen vaktin teknoloji bağımlılığının bir göstergesi olduğu sıklıkla gündeme gelen bir konu. Buna karşın, bireylerin uyanık geçirdikleri zamanın önemli bir bölümünü kaplayan işitsel içerik tüketimi üzerine yeterli düzeyde inceleme yapılmış değil.

Edison Research ve Nielsen’in sunduğu istatistiklere göre, Amerika Birleşik Devletleri vatandaşları her gün ortalama dört saatlerini sesli içeriklere ayırıyor. Üstelik bu süreye sesli kitaplar, YouTube videoları veya mutfakta iş yaparken arkadan gelen televizyon sesi eklenmemiş durumda. 2025 yılında yayımlanan bir Edison raporu, Amerika’daki yetişkin podcast dinleyicisi sayısının rekor seviyeye ulaştığını ortaya koysa da radyo kullanımı halen üstünlüğünü koruyor. Kimi bireyler adına bu durum, günün ciddi bir kısmını işgal eden kesintisiz bir alışkanlık halini almış vaziyette.

Kaliforniya Üniversitesi Irvine kampüsü Bilişim Bölümü’nde profesör olarak görev yapan psikolog Gloria Mark, bu konuya dair “Bu artık rutine binmiş bir hareket ve pek çok kişi bunu uyguluyor. Sıkıntılı bir tablonun içindeyiz. Çevremizi gözlemlediğimizde, istisnasız herkesin kulağında AirPods görüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Çocuklarda ekran alışkanlıkları üzerine uzmanlaşan psikiyatrist ve terapist Clifford Sussman, yoğun sesli içerik tüketimine dair klinik çalışmaların yetersizliğine dikkat çekerken, danışanlarının ve ebeveynlerin bu meseleyi sıklıkla gündeme getirdiğini aktarıyor. Sussman’ın teorisine göre, işitsel içerik tüketimi de tıpkı ekran başında geçirilen zaman gibi bağımlılık yaratma potansiyeli taşıyor.

Sussman konuyu, “Pek çok araştırmanın da kanıtladığı üzere, dopamin salınımını tetikleyen temel faktör tüketilen şeyin kendisinden ziyade, ona ne kadar çabuk ulaşıldığıdır” sözleriyle açıklıyor. Akıllı telefonların herhangi bir parçaya, sesli kitaba, podcast yayınına veya videoya saniyeler bazında erişim imkanı tanıyarak anında bir doyum sağladığını belirten Sussman, “Uzun soluklu bir uyarılma haline maruz kaldığımızda, bu uyaranlara karşı hissizleşmeye başlıyor ve bir nevi bağışıklık kazanıyoruz” ifadesini kullandı.

Kimi çalışmalar, kişilerin müzik eşliğinde daha yüksek bir konsantrasyon sağlayabildiğini iddia ediyor. Sussman bu durumu, “Bu pratik, bir çeşit beyaz gürültü işlevi görüyor ve ilginç bir biçimde dikkati dağıtan diğer faktörleri engellediği için konsantre olmayı destekleyebiliyor” şeklinde yorumluyor. Ne var ki asıl problem, kişinin kendi tercihiyle dinlediği işitsel içeriklere o denli maruz kalması ve nihayetinde bu eylemi sonlandırmak istememesiyle ortaya çıkıyor.

Sussman, “Bu akış kesintiye uğradığında, bir nevi yoksunluk hissine kapılırsınız” diyor. “Ödül yoksunluğu sendromu” ismiyle bilinen bu tabloyu Sussman, “Müzik veya herhangi bir sesli yayın dinlemediğiniz anlarda asabiyet, huzursuzluk, endişe veya depresif ruh halleri içerisine girebilirsiniz. En sık karşılaşılan belirti ise can sıkıntısı yaşamaktır” sözleriyle detaylandırıyor.

New York sakini 26 yaşındaki Julia Knox, sabahları ve akşamları iş yolculuğunda haber içerikli podcastleri tercih ediyor. Bulaşıkları yıkadığı, alışverişe çıktığı veya sokaklarda dolaştığı anlarda ise eğlence odaklı yayınları dinleyen Knox, gününü adeta kesintisiz bir işitsel akışla dolduruyor.

“Sürekli şu soruyu kendime soruyorum: Bir işle meşgulken aynı anda bir şey dinleyememek olumsuz bir durum mu?”diyen Knox, mesai saatleri içerisinde bu alışkanlığı sürdürmediğini ifade etse de, sessizlik içinde düşünme eyleminin genellikle “süreci daha keyifli kılan bir içerik tüketme” alternatifi karşısında zayıf kaldığını itiraf ediyor.

Los Angeles’ta ikamet eden 28 yaşındaki Trey Shilts de direksiyon başındayken kulaklık kullananlardan. Shilts bu durumu, “Buna ‘Bu benim kendi AM radyom veya büyükannemin arkada sürekli sesi duyulan alışveriş kanalı’ mantığıyla yaklaşmaya gayret ediyorum. Aradaki tek ayrım, geçmişte insanların bu yayınları haftanın yedi günü, günün her saati bedelsiz olarak yanında taşıma lüksünün bulunmamasıydı” diyerek özetliyor.

İngiltere’nin Brighton şehrinde hayatını sürdüren 49 yaşındaki belgesel yapımcısı Vicki Lesley, mutfakta yemek hazırlarken, çamaşırları asarken veya uykuya dalma aşamasında podcast açtığını belirtiyor. Lesley hislerini, “Zihnimin içinde devamlı surette konuşan bir ses varmış gibi” sözleriyle ifade ediyor.

Radyo ve podcast yayınları Lesley adına evdeki sorumlulukları daha eğlenceli bir hale getirse de, kendi düşünceleriyle baş başa kalabildiği vakitten çalıyor. Geçmişte bisikletiyle işe giderken geçirdiği 40 dakikalık süre zarfında hiçbir şey dinlemediğini anımsayan Lesley, “O dönemlerde hazırladığım projeler veya özel yaşantım üzerine aklıma çeşitli fikirler üşüşürdü. Zihnimin bu verileri işlediği o anlar artık kalmadı, zira her daim açık olan bir podcast var” diyor.

Yoğun İşitsel İçerik Tüketiminin Zararları Var mı?

  1. yüzyılın önemli düşünürlerinden Blaise Pascal’ın da kaleme aldığı gibi, “İnsanlığın maruz kaldığı tüm dertler, bir insanın odasında tek başına ve sessiz bir şekilde oturamamasından ileri gelir.” Peki, aşırı miktarda sesli yayın tüketmek istisnasız olarak zararlı bir eylem midir?

İşitsel içerikler, ekran karşısında harcanan zamana nazaran kulağa daha “tehlikesiz” gelebiliyor. Nitekim Lesley son dönemdeki bir uzay misyonuyla alakalı radyo programlarına kulak kesilirken, Knox güne sabah haberleriyle başlıyor, Shilts ise komedi temalı podcastleri tercih ediyor.

Sussman’ın bağımlılık tanımı ise oldukça açık: “Eğer bir eylemi, size zarar verdiğinin bilincinde olmanıza karşın sürdürüyorsanız, bu bir bağımlılık halidir.” Kesintisiz bir şekilde bir şeyler dinlemek sizin veriminizi yükseltiyorsa, bu durumu doğrudan bağımlılık olarak adlandırmanız gerekmeyebilir. Fakat bu alışkanlık psikolojinizi olumsuz etkiliyor, sosyal ilişkilerinize zarar veriyor ve tüm bunlara rağmen vazgeçemiyorsanız, ortada bir bağımlılık problemi olabilir.

Sussman ayrıca, teknolojiye olan bağımlılığın “kesin çizgilerle ayrılmış siyah veya beyaz bir tablo yerine, geniş bir yelpaze gibi ele alınması gerektiğinin” altını çiziyor. Sussman, “Ekran başında geçirdiği süre sebebiyle hiçbir problem yaşamadığını iddia edebilecek insan sayısının çok az olduğunu düşünüyorum” ifadelerini sözlerine ekliyor.

Shilts, bilhassa stresli ve yoğun süreçlerde podcastlerin kurtarıcısı olduğunu dile getiriyor: “Sorumluluklarım biriktiğinde ve yönetsel becerilerimde tıkanıklık yaşadığımda, podcastler işleri tamamlamam adına bana ihtiyaç duyduğum tetikleyici gücü veriyor.” Ancak aralıksız podcast dinleme eyleminin “gerçek bireylerle aynı ortamı paylaşmayı nispeten daha tahammül edilmez kıldığını” da kabul eden Shilts, “Karşı taraftan bir beklentinin olmadığı, tamamen isteğe dayalı bu sosyal iletişim formu ne yazık ki bir miktar bağımlılık yaratıyor” diyor.

Mark’ın değerlendirmesine göre, özellikle dikkati farklı yönlere çeken sözlü işitsel içeriklerle boşlukları sürekli olarak kapattığımızda, “beynimize istirahat etme şansı vermemiş oluyoruz”. Bu tablo da stres seviyesinin giderek yükselmesine sebebiyet veriyor.

Oysa ki zihnin sükuneti kritik bir amaca hizmet ediyor. Mark bu işlevi şu sözlerle özetliyor: “Zihnimiz aktif bir bilişsel faaliyet yürütmediğinde, beynin standart çalışma ağı aktif hale gelir. Bahsi geçen bu sistem, duygusal durumumuzu dengelememize ve yaşantımıza bir anlam katmamıza destek olur. Kendi iç sesimizi ve hikayemizi de ancak bu yolla kurgulayabiliriz.”

Hem Mark hem de Sussman, bu tüketim alışkanlıklarını törpülemenin imkân dahilinde olduğunu savunuyor. Sussman’ın önerisi ise şu yönde: “Üç günlük bir süre zarfında hiçbir şey dinlememeyi ya da izlememeyi test edebilirsiniz. İşitsel yayınlardan, her türlü ekrandan ve anında haz veren unsurlardan kendinizi soyutlayın. Odak ve sabır isteyen eylemlere yönelin. Üçüncü gün tamamlandığında, bireylerin büyük bir çoğunluğunda bu eksiklik ve iç sıkıntısı hissinin kaybolduğu gözlemlenecektir.”

Bu üç günlük aranın ardından sesli içerikleri hayata yeniden dâhil ederken Sussman, bir saatlik dinlemelerin ardından mutlaka boşluklar bırakılmasını tavsiye ediyor. Sussman, “Bu yöntem dopamin hücumunu frenler. Dolayısıyla, kişinin yeniden bu döngüye ve bağımlılığa kapılma riski de düşer” şeklinde konuşuyor.

Mark’ın çözüm yolu ise, mevcut bir alışkanlığı terk ederken onun bıraktığı boşluğu “çok daha derinlikli ve kişiyi tatmin edecek” bir eylemle doldurmaktan geçiyor. Mark son olarak, “Çevrenizdeki kişilerle daha yoğun zaman geçirmeye çalışın. Karşınızdakiyle sohbet ederken, dikkatinizin tamamını ona odaklayın” tavsiyesinde bulunuyor.

Kaynak:https://gazeteoksijen.com/saglik/neden-artik-dusuncelerimizle-bas-basa-kalamiyoruz-272814

20 Nisan 22.00

Related posts

Viral Olan ‘Altın İksir’: Zeytinyağı-Limon Shot’ı Gerçekten İşe Yarıyor mu?

rabia kunarci

Dikkat! Bu 8 Günlük Alışkanlık Demans Riskini Yükseltebilir

rabia kunarci

Ramazan’da böbrek sağlığı uyarısı: “Su yerine asitli içecek tercih etmek taş riskini artırıyor”

rabia kunarci

Yorum Yapabilirsiniz

Bu web sitesi deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanmaktadır. Bunu kabul ettiğinizi varsayıyoruz, ancak isterseniz çerez kullanımını reddedebilirsiniz. Kabul Et Devamını Oku

Privacy & Cookies Policy