Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Elmas Orak, kalp ve damar rahatsızlıklarının dünya genelindeki en başlıca ölüm sebeplerinden biri olduğuna dikkat çekerek şunları kaydetti:
“Küresel çaptaki vefatların ortalama üçte birlik kısmı kalp-damar hastalıklarına dayanmaktadır. Söz konusu can kayıplarının yüzde 40 ila 45’lik bölümünü kalp krizi benzeri iskemik kalp rahatsızlıkları oluştururken, yüzde 30 ila 35’lik kısmı ise inme kaynaklı yaşanmaktadır.”
Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Elmas Orak, kalp ve damar rahatsızlıklarının Türkiye’de ve dünya genelinde yaşam uzunluğunu ve standartlarını etkileyen en temel sağlık problemlerinden biri olduğunu belirtti.
Nüfusun yaşlanması ve risk unsurlarındaki artışa paralel olarak bu hastalıkların yaygınlaştığını vurgulayan Orak, şu an dünya çapında tahminen 612 milyon kişinin aktif olarak kalp-damar hastalığıyla mücadele ettiğini, 254 milyon civarında insanın ise kalbi besleyen damarlarında sorun bulunduğunu kaydetti. Bu tablonun erkeklerde kadınlara kıyasla daha sık görüldüğünü aktaran uzman; hipertansiyon, obezite ve diyabet vakalarındaki yükselişe işaret ederek ilerleyen yıllarda bu hastalıkların görülme oranlarının daha da artmasının beklendiğini dile getirdi.
Sadece Can Kaybına Değil, Sakatlığa da Neden Oluyor
Kalp hastalıklarının küresel ölçekteki ölümlerin yaklaşık üçte birinden sorumlu olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Orak, bu kayıpların yüzde 40-45’inin kalp krizi benzeri iskemik hastalıklardan, yüzde 30-35’inin ise inmelerden kaynaklandığını belirtti.
Bu hastalık grubunun sadece ölüme değil, aynı zamanda ciddi iş gücü kayıplarına ve sakatlıklara da yol açtığının altını çizen Orak, kalp rahatsızlıklarının dünya genelinde en çok engellilik yaratan sağlık sorunları arasında bulunduğunu ifade etti. Benzer bir durumun Türkiye için de geçerli olduğunu söyleyen uzman, ülkemizdeki vefat sebeplerinin zirvesinde kalp-damar hastalıklarının yer aldığını ve toplam ölümlerin yaklaşık yüzde 36’sından sorumlu olduğunu bildirdi.
Risk Faktörleri: Erkeklerde 45, Kadınlarda 55 Yaş Sınırı
Kalp rahatsızlıklarının tek bir nedene bağlanamayacağını belirten Prof. Dr. Orak, risk unsurlarını “değiştirilebilir” ve “değiştirilemez” olarak ikiye ayırdı:
-
Değiştirilemez Riskler: İleri yaş, cinsiyet ve aile geçmişinde erken yaşta görülen kalp hastalıkları. Tehlike, erkeklerde 45, kadınlarda ise 55 yaşından sonra artış gösteriyor.
-
Değiştirilebilir Riskler: Hipertansiyon, yüksek kolesterol, diyabet, obezite, sigara kullanımı, hareketsizlik ve stres.
Uzman, risk unsurlarının bir araya gelmesinin tehlikeyi katladığını belirterek, “Her bir risk faktörünü sırtta taşınan bir yük gibi düşünebiliriz. Bu yük arttıkça kişinin hastalanma ve hatta hayatını kaybetme riski de artar” uyarısında bulundu.
Kalp Sağlığı İçin Yaşam Tarzı Önerileri
Kalp rahatsızlıklarından korunmanın en etkili yolunun yaşam tarzı değişiklikleri olduğunu belirten Orak, şu temel tavsiyeleri sıraladı:
-
Beslenme ve Alışkanlıklar: Sigarayı bırakmak riski hızla düşüren en önemli adımdır. Alkol ve tuz tüketimi sınırlandırılmalı, kilo kontrolü sağlanmalıdır. İşlenmiş etler ve trans yağlardan uzak durularak; zeytinyağı, baklagiller, tam tahıllar, taze sebze-meyve ve haftada en az iki defa balık tüketimini içeren Akdeniz tipi beslenme benimsenmelidir.
-
Fiziksel Aktivite: Haftada en az 150 dakika orta tempolu egzersiz (yüzme, bisiklet, tempolu yürüyüş) yapılmalı ve haftada iki gün hafif direnç egzersizleriyle desteklenmelidir.
-
Uyku ve Stres Yönetimi: Yoğun stres kontrol altına alınmalı, ihtiyaç halinde profesyonel destek aranmalıdır. Günde 7-8 saatlik kaliteli bir uyku şarttır. Özellikle uyku apnesi rahatsızlığı bulunanlarda kalp krizi ihtimali ciddi oranda artmaktadır.
Erken Tanı Hayat Kurtarıyor
Genetik yatkınlığın kritik bir risk unsuru olduğuna işaret eden Prof. Dr. Orak, ailesinde erken yaşta kalp hastalığı öyküsü bulunan kişilerin 20’li yaşlardan itibaren taramalardan geçmesi; kolesterol, tansiyon ve kan şekeri değerlerini düzenli olarak takip ettirmesi gerektiğini söyledi.
Hastalık semptomlarının cinsiyete göre farklılık gösterebileceğini vurgulayan uzman, kalp krizinin klasik belirtisinin göğüs ağrısı olduğunu; ancak kadınlarda sırtta veya çenede ağrı, mide bulantısı, aşırı yorgunluk ve nefes darlığı gibi atipik şikayetlerin de görülebileceğini, bunun da teşhisi geciktirme riski taşıdığını aktardı. Düzenli hekim muayenelerinin önemini vurgulayan Orak; göğüs ağrısı, ani nefes darlığı ya da bayılma hissi gibi durumlarda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirtti.
“En Etkili Tedavi Korunmaktır”
Kalp hastalıkları ortaya çıktıktan sonra bedensel ve ekonomik açıdan ağır bedeller ödendiğine değinen Prof. Dr. Orak, bu nedenle en iyi tedavinin hastalığı önlemek olduğunu ifade etti. Gündelik hayatta uzun süre oturmaktan kaçınmak, paketli gıdaların içeriklerini okumak ve sosyal ilişkileri güçlü tutmak gibi basit önlemlerin kalbi koruduğunu belirtti.
Tedavi olanaklarında yaşanan ciddi ilerlemelere de değinen uzman; günümüzde ilaç tedavileri, stent işlemleri, bypass cerrahisi, kalp pilleri ve ritim tedavilerinin başarıyla uygulandığını, aynı zamanda yapay zeka destekli teknolojiler ile robotik cerrahinin de giderek yaygınlık kazandığını sözlerine ekledi.
13 Nisan 23.25